Makale
Alüminyumun Bugünkü ve Dünkü Finansal Tablosu
- 14.12.2023
Alüminyumun Bugünkü ve Dünkü Finansal Tablosu
2020 yılından itibaren sektörümüzde yapılan yatırımların bugün geldiği durum ve finansal olarak nasıl bir zorluk içerisinde olduğumuz göz ardı edilemez bir hal almıştır. Uzun dönemdir üzerinde durduğumuz yatırım ortamı konusu maalesef tam da işaret ettiğimiz noktalara ulaşmış durumdadır.
Bir taraftan sevindiğimiz, ülke olarak ihtiyacımız olan yatırımın, istihdamın ve büyümenin olduğu bir periyot, diğer taraftan işletmelerin sürdürülebilir olması için gerekli enstrümanlar… Bunların içerisinde finans ve işgücü, ulaşılması bu dönemde en zor olanları herhalde.
2021 yılının ikinci yarısında pandeminin de yavaşlaması ile önemli sayılabilecek bir talep patlaması yaşandı. Bu aşırı talep, pandemi süresince durağan hale gelen Avrupa sanayisinin işe başladığı döneme rast gelen Çin ambargosu ve mal tedarikinde güçlük çeken Avrupa’nın Türk üreticilerine yönelmesi, Avrupa’da yaşanan ücret ve yaşam pahalılığının maliyetlere etkisi, ülkemizi bir anda Avrupa ve Amerika pazarında önemli oyuncu haline getirmiştir. Bu süreçte bizi avantajlı hale getiren kapasitelerin boş olması ve hızlı aksiyon alabilen bir sanayici yapımızın olması, elbette bu süreçte mülteci kaynaklı işgücü avantajı istemesek de inkâr edemeyeceğimiz bir faktör olmuştur. Yine Avrupa’nın kendi getirdiği karbon ayak izi uygulaması kendi başına bela olmuş, Rusya krizi nedeniyle 2023’te gaz ihtiyacı korkusu tekrar kömür kaynaklı elektrik üretimini gündeme getirmiştir. Artan taleplerin karşılanması, birçok firmamızın ilk defa ihracat ile veya ihracat kayıtlı üretime girmesine vesile olmuştur. Diğer irili ufaklı firmalarda iç pazarda ihracata yönelen firmalardan doğan boşluğu doldurmak üzere kolları sıvamışlardır. Artan talep, elbette talep kaynaklı fiyatlamaları da beraberinde getirdiği için uzun yıllardır cari açığa sebep olduğu öne sürülen (Bizce öyle değildir. Alüminyum sarf malzemesi olarak değerlendirilemez) sektörümüz bir anda bu açığı kapatarak fiyatlamada da ihracat tarafında yükselen bir grafik sergilemiştir.
Bütün gelişmeler pozitif olunca sanayicinin ilk yapacağı şey bu süreçte istediği gibi temin edemediği hammadde ve yarı mamule ulaşmak ilk hedefi haline gelmiştir. Malzeme bulunmakta güçlük yaşadıkça talep ten kaynaklı bir endeks yükselmesi kaçınılmaz hal almıştır. Firmalarımız bu dönemde adeta birbirleri ile yarışırcasına hiçbir politika yaratmaksızın yatırıma girmiş, ilk planda en zor ulaştıkları biyet konusunda üretim yapacak dökümhaneler kurmaya başlamıştır. Profil pres yatırımları da bir o kadar hız kazanmıştır. Elimizdeki verilere göre 250’nin üzerinde yatırım teşvik belgesi direk ve dolaylı sektörel bazda müracaatı yapılmıştır. Gelinen süreçte ise enerji maliyetleri ve ona bağlı diğer girdiler bir anda hiç hesapta olmayan rakamlara ulaşmış, genel hayat pahalılığı, enflasyon dünya ve Türkiye pazarında önemli sayılabilecek bir durağanlığa ulaşmıştır. Olan ve devam eden işlerde ise girdi maliyetler işçilik, enerji artınca bir anda karlılıklarda o oranlarda düşmeye başlamıştır.
Avrupa’nın özellikle bu süreçte Çin olmadan olmazmış sezgisi ve bir müddet ambargoya ara vermek istemesi yine tüm dengeleri alt üst etmiş görünmektedir. Çin özellikle ulusal stoklarını devreye sokunca işler farklı noktalara evrilmekte ve bizim sektörümüz bundan direk etkilenmektedir. Alüminyum deyince dünyada yarısını Çin devletinin diğer yarısını ise tüm dünyanın yönettiği unutulmamalıdır. Çin büyük oyuncular arasında değil, tam da en büyük oyuncudur. Onun mamulüne dünya ambargo koyunca çok akıllıca bir strateji ile pasif ambargo uygulamaya başlamış ve ülkesinde özellikle etkilendiği konular ile ilgili üretim hatlarının yapılmasını ve satılmasını zorlaştırmıştır. Çok haklı ve akıllıca bir hareket olduğunu zaten pazarda çok net görüyoruz. “Siz benim ürettiğim malları almamak için ambargo koyuyorsunuz ve bu ambargoyu yine size benim sattığım makinelerimle yaptığınız imalatlar ile kendinize sanayinize çıkış yolu olarak kullanıyorsunuz. Buna müsaade etmem” dedi ve nihayetinde ambargo bir zaman içinde olsa da yine koyan güçler tarafından kaldırılmak, ertelenmek zorunda kalındı.
Gelinen nokta aylık 1000 ton üretim yapmak için 2020/6 da 1580 dolar LME + 150 dolar prim ile hammadde alan bir dökümhane satın alma ile satış arasında geçen süre 15 gün olarak hesaplansa 500 ton 850.000 dolar hammadde finansmanına ihtiyaç duyuluyor. O günlerde dolar kuru 8 TL civarındaydı. Bu da 6,8 milyon TL yapıyor. O günkü enerji ve işçilik girdileri ile yaklaşık 1 milyon TL maliyetini de üzerine koyarsak 7,8 yaklaşık 8 milyon TL bir sermaye gerektiriyordu. Şimdi bu rakamlar 500 ton olarak hesaplanır ise LME 2450 + 150 dolar prim 2600 dolar/Ton 1,3 milyon dolara çıkmıştır. Bu girdi maliyetleri ile 1,3+ 0,2 olarak hesaplandığında 1,5 Milyon dolara, bu rakam da TL olarak bugün 24 milyon TL ye ulaşmıştır. Kabaca hepimizin bildiği hesap düzeninde firmanın sermaye ihtiyacı %150 artmış durumdadır. Şimdilerde bu sermayeye ulaşabilecek firma sayısı yatırım yapan firmaların yüzde kaçıdır acaba? Bankalarımızın da gelinen durumda finans kaynaklarını kesmesi öz sermayesi olmayan firmalarımızı dönemez hale sokacağı görünen gerçektir. Elbette bu dönecek ve birçok bankanın leasing tahsilatları konusunda problemi olacaktır.
Dernek olarak uzun dönemli ülkemizde standart yatırımların devlet destekleri dışında bırakılarak daha fazla kapasite enflasyonu yaratılmamasını dile getiriyoruz. Elbette farklı yatırımlar olacak ve desteklenecektir. Ancak birbirimizin yaptığı yatırımlara rekabetçi olacak ve sonucunda sadece alıcıya fiyat avantajı sağlayacak yatırımlar konusunu hızlıca gözden geçirmek gerekir. Elbette devlet destekleri anlamında… Şahısların öz sermaye ile yaptıkları yatırımlar asla bununla muhatap olamaz. Ülkemiz alüminyum sektörü dünya da çok önemli bir yere sahiptir. Sektörel anlamda önemli nitelikli istihdam gücüne ulaştık. Dünyanın 10. üretim kapasitesine sahibiz. Bu sektör hiçbir şartta göz ardı edilemez. 6 milyar dolar ihracata imza atan bir sektörden söz ediyoruz. Gücümüzü biliyoruz. Biraz daha elimizden tutulmalı, destek sağlanmalı. Biz artık balık tutmasını öğrendik ancak farklı enstrümanlara ihtiyacımız var. Markalarımız olmalı, bunun için patentleme yapmamız lazım buda bize know-how üretme yolunu açıyor. Elbette ürün geliştirme Ar-Ge bu işin şartlarından bir tanesi bu durumda. Kendi alaşımımızı geliştirmekten, alüminyum enstitüsüne, Alüminyum İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ne kadar, geri dönüşüm kırma ayıklama sistemlerine varan önemli bir süreç bizi bekliyor.
Türkiye Enerji Krizini Nasıl Yönetecek?
- 13.12.2023
Türkiye Enerji Krizini Nasıl Yönetecek?
Bu sayımızın yazısını şahsi olarak gurur duyduğum, içerisinde az da katkımın olduğunu düşündüğüm SAHA EXPO’dan yazmak nasip oldu. Türk savunma sanayisinin kalbi olan bu platform ülkemizi geleceğe taşıyan en büyük güçtür.” İnsanlar silahları saldırmak için değil savunmak için yaparlar ve kullanırlar”
anlayışıyla ülkemizi düşman bakışında güçlü ve zinde görmek sulhun başlangıcıdır diye düşünenlerdenim.

Bir taraftan iş hayatımda hiç görmediğim kadar paradoksun yaşandığı, diğer taraftan öngörülemeyen bir gelecek beklentisi, hammadde tedarik problemi, kapasite yüksekliği, enerji maliyetlerinin fiyatlara yansıtılması, işçilik maliyetlerinin nasıl şekil alacağı vs… Hiç bu kadar çok bilinmeyenli bir iş hayatının içinde olmadım. Yaşım çok küçüktü ama Kıbrıs Savaşı’nda vardım. Karartmalar, sokağa çıkma yasakları gibi birçok tedbiri hatırlıyorum. O zaman iş adamı değildim ama bir iş adamının aile üyesi oğluydum. Sonrasında kronolojiye sadık kalmadan 80 ihtilali, 94 krizi, Körfez Savaşı, anayasa kitapçığı, önemli devalüasyon ortamlarının birçoğunu bizzat yaşadım. Kötü günler miydi? Evet çok kötü günlerdi. Şimdi neredeyiz? Herhalde günümüzün altın sorusu bu! Çünkü cevabı yok! Herkes birbirine soruyor, cevap yok!
Geçtiğimiz günlerde Türk Rus iş konseyinde Rus Sanayi Bakan Yardımcısı ve üst düzey bürokratlar ile uzun uzun konuşma şansı buldum. Yine yaptığım bir seyahatte Balkanlar’da sektörel birçok firma ile temas ettim. Bildiğiniz gibi Düsseldorf ta Avrupa Alüminyum Birliği Başkanı ile bir araya geldim. Hepsiyle görüşmelerimi özetleyecek olursam önümüzde önemli bir kaos yaşanması muhtemel ama Türkiye istense de istenmese de bu yaşanan kaosta çözüm yolunun tam da üzerinde oturuyor. Aslında her taraf aynı görüşte. Avrupa’ya inemiyorsam Türkiye’yi kullanırım hesabı yapan Çin ve Rusya, bunun yanında üretiminin duracağından korkan önemli bir coğrafya Avrupa… Ne olacak? Amerika’nın tavrı tamamen bunu belirleyecek ama Amerika belirleyici gibi gözükse de işin sahadaki oyuncusu Türkiye. Amerika ambargo ile tehdit edecek ama bu sefer hem dostumuz hem düşmanımız bizimle maalesef. Biz olmazsak gazı olma ihtimali riskli Avrupa, ara mala ulaşma şansı olmayan Avrupa, endüstriyel aktivasyonları duracak Avrupa! Dünya pazarında önemli kan kaybeden Çin! Hammaddesini ve gazını satmak zorunda olan ve bunu da tek çare Türkiye üzerinden geçişle sağlayacak olan Rusya! Bugüne kadar güneyde kazandığı tüm kaleleri Ukrayna Savaşı sırasında müdahale kabiliyeti azaldığı için risk yaşayan, bunları ayakta tutabilmek için partner ülke Türkiye olan Rusya!
Hani son günlerde güzel soru cümleleri var, insanların ağzında dolanıyor: “Sen ne olsun istiyorsun” “Sana kaç lazım” “Evet sayın ABD, sen ne olsun istiyorsun bu durumda, sana kaç lazım?” Türkiye her aksiyonu alabilecek ve her sonucu, skoru belirleyebilecek şansa şu anda sahip. Buna sadece ABD cevap verecek, biz de ona göre aksiyon alacağız. Aslında o kadar da şanslı bir ortamdayız ki siyasi hayatında önemli aşaması olan hükümet, seçimleri bu aşamada ülke siyasi organları tarafından da çok çok iyi kullanılmak zorunda. Hükümet elinde olan bu fırsatı iyi değerlendirmek zorunda.
Bir yabancı başbakan, Bir Avrupalı savunma bakanı, birkaç ülke genel kurmay başkanı ve onlarca üst düzey askeri erkanı, ayrıca iki bakanımızı, Genel Kurmay Başkanımızı ve çok sayıda askeri ve silahlı kuvvetler mensubunu ağırlayan SAHA EXPO’ya onu düzenleyen tüm ekibe, özellikle Genel Sekreterimiz Sayın İlhami KELEŞ, Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Doç. Dr. Ömer SÜRMEN, SAHA İstanbul Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Ebubekir KOÇ’a hizmetlerinden ve çabalarından dolayı saygı ve şükranlarımı sunuyorum.
Büyüme ve gelişme, dünyaya entegre olma ve bölgesel değil tüm noktalara ulaşarak daha büyük ticaret yapmak ve daha fazla kazanmak, globalleşmek… Bu şekilde bakılınca ne kadar güzel ve özendirici geliyor. Düşünün, bir ürününüz var bunu tüm dünyaya satabiliyor, tanıtabiliyorsunuz. Daha fazla noktaya ulaşmak, daha fazla para kazanmak elbette çok özendirici bir işletme için. Hep böyle mi olur? Bu denklemde saha fazla noktaya ulaşınca daha fazla mal satarız ve daha fazla para mı kazanırız? Getirisi dışında nasıl bir götürüsü olur bu sistemin? Sorgulandığında hep fiyat rekabeti denilirdi. Çünkü bilinen sadece oydu, yaşanarak öğrenilmişti. Neler belirleyici oluyor fiyatlamada? Hammadde girdi maliyeti, işgücü, enerji… İşte yakın dönemde hiç yaşamadığımız bir kriz şekli, enerji krizi. Aslında biz bu krizi 70’li yıllarda yaşadık ancak sanayi bağımlılığımız bu çapta değildi, daha çok ithalata dayalı ve büyük yatırımcının devlet olduğu bir ortamdı o yıllar. İhracatımız yoktu bugünkü rakamlara yaklaşan. Dolayısıyla yurtdışı ve yurtiçi kontratlarımız yoktu bugünkü büyüklüklerde. Şimdi öyle değil, dünyanın çok önemli firmalarına üretim yapıyoruz. Türkiye sanayisine bağımlı birçok endüstriyel kuruluş var dünyada. Bunlara taahhütler var, çok önemli sektörlerin imalat bantlarında yerini almış Türk ürünleri. Bu hiç de kolay olmadı. Yıllardır süren mücadele ile ulaşıldı bu duruma. Şimdi önümüzde bir enerji krizi söz konusu. Bu krizin neresinde olacağız biz? Nasıl etkileneceğiz bu krizden?
Krizler muhakkak doğru yönetilmelidir. Yönetildiği sürece kriz olur, yönetilemezse yıkım olur. Bazı büyük yapılar belirledikleri kriz şekilleri için kendi kadroları içerisinden uzmanlar yetiştirmiş. Finansal bir krizde kimden şirket içerisinde destek alınabilir? Bir doğal afet krizinde örnek olarak veya sosyal yapıda bir kriz oluşursa şirket içerisinde görevli personel dışında kimlerden destek alınabilir, bu krizler nasıl doğru yönetilebilir?
Kapımıza gelen enerji krizi öyle bizim tek başımıza yönetebileceğimiz bir konu olmaktan çok uzak. Devletin öncelikli ve doğru yönetmesi gereken bir konu. Enerji bir devlet politikasıdır, böyle bir durumda devlet öngördüğü tedbirleri alır ve vatandaşını felaketler ile yüz yüze bırakmaz. Bakın ne yaptı Almanya? Her şeye rağmen kömür çıkarmaya ve kömürle çalışan elektrik santrallerini tekrar devreye almaya başladı. Karbon salınımını enerjisizlikten daha az riskli gördü. Yıllardır yapılmak istenen nükleer santrallere karşı duranlar ne diyor acaba bugün?
Türkiye devletinin bu kapsamda politikası nedir? Nasıl yönetmeyi düşünüyor bu enerji krizini? Sadece girdiye zam yaparak bu işten nasıl çıkacağız? Bu enflasyonu engellemek parayı insanların elinden almak ile mümkün olur düşüncesi ile aynı mı değerlendiriliyor? Para olmazsa harcama olmaz, bu da enflasyonu hatta dolar kurunu geri çeker. Enerjiye zam yaparsak insanlar daha az tüketir bu da dışa bağımlı enerji ihtiyacımızı azaltır. Peki durursa sanayi bu yüzden? Rekabet yapamazsa dünya pazarıyla? Kapanan fabrikalardan dolayı işsizler oluşursa toplumda? Sonrasını yazmak istemiyorum, aslında düşünmek istemiyorum. Gelişmiş sistemlerde devlet sanayisini destekliyor. Neden? Üretimler durmasın fabrikalar çalışsın diye. Bu desteğe Türk sanayicisinin tam da şimdi ihtiyacı var.

Farkında mısınız bilemiyorum bu konularda asıl duyarlı olması gereken ve bizleri, bizlerin sorunlarını yukarılara taşıması gereken yerler odalar, borsalar, birlikler, nerede bu kuruluşlar? Ne iş yaparlar? Kimlerin derdine çare olurlar? Belki çok bu yazının konusu değil ama içerisinde bulunduğumuz günlerde yine seçimler var tüm ülkede. Yine birileri seçilecek bu kuruluşlara ama yine bakıyoruz simalar aynı. Artık tescili birilerine ait hale gelmiş yıllardır değişmeyen isimler ve kadrolar buralarda. İnsanlar bıkmış uğraşmaktan. Hatır gönül ilişkisi ile gidiyor seçime ve sonuç yine aynı! Seçim öncesi mensup olduğunuz komiteler bile size verilmiyor, listeler saklanıyor, sonra bir ayda ellerindeki listeler ile kendilerine göre hazırlanan isimler ile adaylıklar açıklanıyor. Siz isteseniz de bu süreçte hiçbir çalışma içerisinde bulunamıyorsunuz. Sonra aynı kadrolar iş başında! Hammadde, enerji, istihdam problemi için üretilen hiçbir şey yok, ama bol bol toplantılar yemekler seyahatler var. Asla kabul edilebilir bir süreç değil ama bu kuruluşlara mensup olan ücret ödeyen sanayicimizi ve iş adamımızı bu kadar boş vermiş görmek çok üzücü.
Türkiye enerji krizini ne kadar yaşar bilemiyorum. Görünen o ki jeopolitik olarak çok avantajlı bir noktadayız. Bunu çok iyi değerlendirmek lazım. Avrupa sanayisi üretmeye devam ettiği müddetçe ki, bu kaçınılmaz, en azından ana mallarda mecburen üretecek gıda, tekstil gibi sektörlerde Türkiye’den tedarik süreci kaçınılmaz. Bizim bu süreci işte ne kadar doğru yöneteceğimiz söz konusu. Yazının başında bahsettiğim globalleşme, bazen o sistemde olan sıkıntıları da onlar ile yürümek, hissetmek anlamına gelir. Bu yönetilebilirse içeri pozitif yansır. Değilse dedim ya, değil yazmak düşünmek bile istemiyorum
2022’yi Uğurlarken…
- 13.12.2023
2022’yi Uğurlarken…
Bu yılın son yazısında sizlerle birlikte olmak elbette güzel… Ülkemiz ve Türkiye alüminyum sektörüne gelecek 2023 yılının iyi bir yıl olmasını temenni ediyorum. Tüm sektörümüz mensuplarına ve ülkemiz insanına sağlık, huzur ve başarılar ile dolu bir yeni yıl diliyorum.
Geleneksel olmuş bu dönemlerde hep geçmiş yıl değerlendirilir ve gelecek yıla dönük planlar dile getirilir. Biz de bu kez öyle yapalım. Geride bıraktığımız 2022 takvim yılı gerçekten çok alışılagelmiş gelişmelerin olduğu bir yıl değildi. Her şeyden ilginci şu anda dünya dengesinin tarafı olan Rusya hiç saydığı ve defalarca farklı noktalarda yokladığı Ukrayna ile gerçek savaş halinde. Evet, bir yanımızda çok önemli bir savaş var. Bu savaş bizi o kadar yakından ilgilendiriyor ki sanki biz de içerisindeyiz. Avrupa ve Amerika ile olan sosyopolitik ilişkilerimiz, enerji ve hammadde, gıda partnerimiz Rusya ile olan ilişkilerimiz, İran, Çin gibi konuya dahil olmayan ancak etkili gözler ile bizi seyreden güçlü ilişkilerimizin olduğu iki ülke… Kısacası dünya gözünü dikmiş bize bakıyor. Acaba biz mi böyle hissediyoruz? Bu konuda bir paranoyak davranış tarzı içerisinde miyiz? Değilse bu gerçek ile nereye kadar gideriz? Bir paradoksa bağlanıyor aslında yollar. Ülke için, sektör için ihracat lazım. Bu kapsamda pazar Avrupa, Amerika. Bu pazarlara ürün yapmak için lazım olan ise hammadde ve enerji. Bunu da Rusya’ dan almamız gerekiyor. Bir taraf oradan alacağın enerji ve hammadde ile bana ürün satamazsın, diğer taraf benden bu alımları şimdi kesersen gelecekte başının çaresine bakarsın diyor. Nasıl çıkılacak bu paradokstan? Veya çıkılabilir mi? Hadi diyelim enerjide Avrupa da bağımlı olduğu için ses çıkarmıyor tam tersi destek veriyor, ama hammadde hiç de öyle değil. En önemli hatta en büyük kaynağımız, ama ambargo riski ile son derece tedirgin bir süreç yaşıyoruz. Yakın gelecekte ne olacak kimse bilmiyor. Bir taraftan bakıyoruz vazgeçelim dönelim diyoruz; bu bize yeni tedarikçiler bulmamız için bir süreç gerektirecek. Bulduk diyelim. Yarın bu savaş bittiğinde ne olacak? Peki Rusya yeni müşteriler bulursa ve bize ihtiyacı kalmazsa! Düşünmek lazım hem de çok iyi düşünmek lazım.
Biz sektör olarak Rusya ile stratejik işler yapma çabasındaydık. İki sefer katıldığım Rusya- Türkiye ekonomik iş konseyi toplantısında görüştüğüm Rus yetkililerle Rusya da ortak yatırımı, ortak alışveriş sistemi LME dışında, milli para birimleri ile ticaret, Rusya’nın Türkiye de fiili stok bulunduracak depo oluşturması gibi birçok konuyu konuştuk. Şimdi hepsini çöpe mi atalım? Nasıl ilerleyelim? İran ilişkileri malum, asla yaklaşamıyoruz alışverişe. Oysa burnumuzun dibi ve çok cazip teklifler ile geliyor. Rusya da böyle olacaksa bu sektör ne yapacak? Bir taraftan vahim olan da geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan yatırımlar. Hiç de azımsanacak gibi değil. Bu kapasiteleri çalıştıracak hammadde ve aynı zamanda para. Nasıl sağlanacak bunlar? Peki biz mi düşünelim sormadan danışmadan kapasite artıran sektörü? Neden bizi ilgilendiriyor? Kimse bizden bir şey istemiyor ki, herkes kendi problemini çözmekle yükümlü. Asla değil! Bu kapasiteler pazar bulmazsa ilk olarak ne yapıyor? Pazarlamanın, mal satmanın hangi enstrümanını kullanıyor ilk olarak? Bana göre asla bir pazarlama enstrümanı olamaz fiyat rekabeti. Ne oluyor rekabet fiyatta başlayınca? İç pazarda ayrı sıkıntı, ama maalesef dış pazarda kaçınılmaz soruşturma süreci başlıyor. Bu da bu süreç ile hiç alakası olmayan firmalarımızın kaderi ile oynamak oluyor. Asla kabul edemeyeceğimiz bir durum. Burada maalesef devletin de sorumluluğu çok büyük… Yılardır böyle gelişi güzel her isteyene verilen Yatırım Teşvik Belgeleri maalesef konunun buraya gelmesinde göz ardı edilemez rol oynamıştır. Ne olacak şimdi?
Alüminyum fiyatları ve eş zamanlı primleri öyle bir hal aldı ki, sanki bu hızla yükselmeye devam edecek gibi program yaptık bu dönemde. Hiç hesap etmedik, biz çoğunluğu ikame pazarı olan bir ürün ile çalışıyoruz. Zaten ikame özelliğini yitirdi mi talebi biter. O zaman “Gitmez öyle anormal fiyatlara bu geçicidir” demedik maalesef. Öyle bir duruma düştük ki aşağı hareket başlayınca satın alanlar elinde çıkaramadı, kontrat yapanlar kontratlara sadık kalamadı. Ancak nakitte sıkışınca yapacak bir şey yok, tersine satıldı eldeki ürünler. Oysa her şey çok güzeldi. Faizler dipte, para bol, ulaşmak kolay, aldığın mal satmadan, üretmeden kazanıyor… Haydi büyümenin tam zamanı! Zamanı mıydı acaba? Zamanı olsaydı şimdi bunları hiç konuşmazdık. Bir araya gelip bu süreçten çıkışı konuşmak lazım. Değilse münferit hareketler ile günü kurtaran oluruz, ama gelecek şüpheli.
Başka bir taraftan kapımıza gelen “Sınırda Karbon Düzenlemesi“ni önceleri neredeyse hiç umursamadık. Daha söylenti halinde, konuşurken “Ne zaman çıkar ne olur kim bilir?” deyip geçtik. Maalesef bilmemiz gereken zamana geldik. Kim değil biz bilmek durumundayız. Peki ne biliyoruz? Hiçbir şey bilmiyoruz. İlk gol alüminyum sektörü vergilendirilecek 6 sektör arasına girdi. İkinci gol bu konuda akredite bir kurumumuz dahi yok. Fırsattan istifade deyip ortaya çıkan kuruluşlar var. Ölçüm yapıyorlar. Ama hiçbirinin raporu doğru mu bilinmiyor, bilinse de akredite değil geçerliliği yok.
“Nitelikli iş gücü problemimiz var” diyorduk maalesef yetişmediğine dert yanarken yetişenler de Avrupa yolunu tuttu. Çünkü yaşam kalitesi daha yüksek, gelir düzeyi daha iyi. Haklılar mı? Evet haklılar. Ne yapmak gerekiyor? Yine çok tartışma kaldırır bir süreç. Başından geliyor problem. İşletmeler karlı değil, çünkü standart işler yapıyor. Bir anlamda hamallık yapıyor. İnovatif bir şey yok ortada, olmayınca da para kazanamıyor. Standart üründe vahşi rekabet var, zaten orada kazanmak nerede ise imkansız. Böyle bir ürün olmayınca marka da yok. İnovasyon ve marka yoksa kar yok. Karsız bir işletme ilk olarak personel maaşına dikkat eder, çünkü diğer girdileri o belirleyemez. Enerji gibi… İlk operasyon da oraya olur ve düşük maaş politikası ile personelini tutamaz, kalite etkilenir ve bir anda çarpan etkisi ile gelir düşer. Personel gider veya hiç gelmez. Bir dönem preslerde çalışan insanların “Daha önce ne iş yaptın?” sorusuna “Manavda çalıştım” diyen kişileri bizzat gördüm.
Her yazıma başladığımda bu sefer güzel haberler vereceğim diyorum. Maalesef hiç kısmet olmuyor. Ama her şey o kadar da kötü değil, neticede ihracatımız artıyor. Bir de şu kurlar artsa, personel sıkıntımız olmasa, ucuz hammadde bulsak, enerjimiz sübvanse edilse değmeyin sektörün keyfine. İşte 2023 senden bunları bekliyor ve istiyoruz. Ne demişler? “İsteyenin bir yüzü, vermeyen zenci olsun.”
Şahsım, derneğim ve sektörüm adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Alüminyum Sektörü ve Onu Etkileyen Faktörler
- 13.12.2023
Türkiye Alüminyum Sektörü ve Onu Etkileyen Faktörler
Geçtiğimiz günlerde katıldığım onlarca toplantıda ve ağırladığım birçok misafir heyetinde hep aynı süreci yaşadık ve hep aynı konuyu konuştuk. Türkiye ekonomisi ve elbette konumuz alüminyum olduğu için alüminyum özelinde gelinen nokta, beklentiler…
Dünya genelinde devam eden bir hareketlilik ve ilginç olan şey alüminyum metali üzerinde yoğunlaşan özellikle ülkemizi direk etkileyen, etkilemeye devam edecek olan etmenler. Pandemi ile başlayan ilginç süreç. İşlerin yavaşlaması gereken, hatta durması gereken bir süreç, ancak beklentilerin farklı yansıması ve piyasada oluşan anlaşılmaz dalgalanmalar. Birisi çıkar buna “Ben biliyordum, öngörüyordum, öngördüm” derse çok şaşırırım. Hiç yaşanmamış bir süreç zinciri. Pandemi başlıyor herkes bir sağlık telaşında, fabrikalar kapanma noktasına geliyor, Avrupa’da müşteri değil muhatap bulamıyorsunuz, tırlar ülkelere sokulmuyor, gümrüklerde tonlarca mal bekliyor. 11 Mart 2020’de pandemi Bakanlık ağzı ile açıklandı. LME 1460 USD bandında. 30 Aralık 2020 Alüminyum LME 1922 USD bandında, ancak belirsiz bir pazar süreci devam ediyor. 2021’e gelindiğinde tırmanmaya devam eden bir yükseliş süreci LME fiyatlarında. Bu süreçte 2019’da 3 milyar dolar ihracat rakamı gerçekleşmiş haldedir Türkiye alüminyum sektöründe. 2020 yılına gelindiğinde ise %4 lük bir gerileme ile karşı karşıya kalan bir ihracat rakamı görmekteyiz. 2021 yılı Ocak- Aralık döneminde ise bu rakamların 5,1 milyar dolara yükseldiği görülmektedir. Burada elbette çok önemli olan göstergelerden biri birim değer, yani fiyat göstergesidir. Ocak- Mayıs 2021 aralığında ihracat fiyatlarımız 3,59 USD/ Kg iken 2022’nin aynı döneminde bu rakam 5,09 USD/Kg’ye ulaşmıştır. Bu da miktar bazında %21,81 artış, değer bazında %72,77’ye ulaşmıştır.
Yukarıda analizini yaptığımız bu süreç o kadar çok bilinmeyen içeriyor ki, şimdiye kadar hiç görülmüş değil. Önce durağan bir pandemi süreci hemen arkasından hiç de normal olmayan bir talep artışı sonrasında anlaşılmaz bir fiyat düşüşü ve kapasite duruşu. Neleri beraberinde getiriyor? Talep arttığı için anlaşılmaz artan bir kapasite süreci. Yapılan kontratların (hammadde tarafında) yerine getirilmemesi, yanlış yatırım kararları neticesinde âtıl veya devreye girmeyen tesisler. Bizi bu sürece taşıyan başka ne etkenler var? O kadar çok ki, başta da söylediğim gibi 40 yıllık iş hayatımda bu kadar etkeni hiçbir arada görmemiştim. Amerika büyük oyuncu sanayinin her dalında, diğer bir büyük oyuncu Çin. Özellikle dünya alüminyum cirosunun yarısını elinde tutar. Diğer taraftan Rusya yine Türkiye alüminyum sektörünün ana tedarik lokasyonu. Şimdi bu etken bir anda karıştı, fırtına var ancak ne taraftan estiği belli değil. Amerika Çin’e ambargo uyguladı, olumlu yansımalar oldu. Avrupalı üreticiler Amerika pazarına yönelince oradan doğan boşluk bir anda yine direk Amerika pazarı ile bize çok önemli bir talep getirdi. Ancak bu ambargo maalesef magnezyum ve titanyum tarafında Çin’in elinde olan pazar ile sektörü bir anda hammadde tarafında riske yönlendirdi. Kısmi olarak çözümler üretildi, bu sefer de yine karşı atak olarak Çin’in navlun pazarına getirdiği daralma söz konusu oldu. Artan navlunlar Çin Avrupa ve Amerika arasında farklı fiyat uygulamalarına yol açtı. Bir şeklide yine uyum sağlamaya çalıştık, bir anda anormal şekilde artan enerji maliyetleri fiyatlama yapamaz hale getirdi sektörü. Buna da uyum sağladık. Hadi ihracata tam gaz yönelelim dedik Türkiye ekonomisinin içerisinde bulunduğu belirsizlik ihracat para birimleri üzerinde önemli baskılar oluşturarak buradaki gelirimizi sabitledi. Serbest piyasa diye tanımlanan pazarda serbest olan hiçbir şey kalmadı, ne asgari ücret ne enerji fiyatı ne de kurlar…

Böyle bir süreçte kim öngörülen yatırımlar yapma şansına sahip? Bence hiç kimse. Zaten yapacak olsa da hangi finans maliyetleri ile çıkacak bu yola? Bir anda faizlerin önlenemez yükselişi, işte bir faktör daha sanayicinin boğazına geçirilen. Ülkeyi yatırımdan uzaklaştıran. Yatırım için, çalışmak için elimizde kalan ne peki? Halen bu sanayi sürecinde istihdam ve yatırım bekleyen kimler acaba? İşte bu aşamada gerçekten güçlü sektör olduğunu bir kez daha kanıtladı Türkiye alüminyum sektörü. Halen çalışmaya gayret eden, istihdam sağlayan ve ihracata destek veren, cari açığı negatif yönde direk ve endirekt ürünler ile etkileyen sektörümüz. 2023 Ocak ayı verileri maalesef %20,48 düşüşle (2022 yılı aynı dönemine göre) başladı yeni yıla. Oysa ki 2021 yılına göre %25,24 artış ile 6,32 milyar dolara ulaşmış idik.
Yeşil Mutabakat, Sınırda Karbon vergisi derken ne yapacağını tam bilemeden sektör bu süreçte bir de deprem felaketi ile sarsıldı. Kısmi olarak sektörümüzün temsilcisi sanayicilerimizin bulunduğu lokasyon elbette hem firmalarımızı hem firmamız mensubu vatandaşlarımızı hem de devletimizi derinden etkiledi. Bu vesile ile asrın felaketinde ahirete intikal edenlere Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Nihayet 2023 yılının geldiğimiz zaman diliminde yeni ve beklenen bir yaptırım ile daha karşı karşıya kaldı. ABD’nin Rus menşeli alüminyum ürünlere uyguladığı %200 vergi. Tabi bir taraftan bu bizi farklı tedarik lokasyonlarına sürüklerken söz konusu ürünlerden kaynaklı olumsuzluklar ile de savaşmak zorunda kalıyor sektör. Son dakika sayılacak yeni bir afet sel felaketi, yine onlarca kayıp! Maddi manevi yıkımlar! Önümüzde maalesef şahsım olarak hiç tasvip etmediğim, ancak ülkemiz şartlarında yok sayamayacağımız seçim süreci elbette unutulmamalı.
Yazımın en başında da belirtiğim gibi 40 yıllık iş hayatımda bu kadar fazla hareketi ve etkileşime neden olan faktörleri bir arada hiç görmedim. Tüm bu verilere rağmen hala ayakta duran ve ihracat yapmaya, üretmeye, istihdam sağlamaya, vergi vermeye, felakette devletinin yanında durmaya çalışan tüm sanayicilerimize bir Türk milleti mensubu olarak şükranlarımı sunuyorum. Çeşitli görevler vesilesi ile bu sektörün ve sanayicimizin yanında durmaya uzun yıllardır çalışan bir kardeşiniz olarak bu dönemde de her türlü imkânı kullanarak sektörümüze, ülkemize hizmet etmeye gayret ettik. Bu süreçte şahsıma, mensubu olduğum derneğimize ve yaptığımız organizasyonlara direk dolaylı destek veren herkese minnettarım.
Türk Alüminyum Sektörünü Etkileyen Faktörler
- 13.12.2023
Türk Alüminyum Sektörünü Etkileyen Faktörler
Geçtiğimiz günlerde katıldığım onlarca toplantıda ve ağırladığım birçok misafir heyetinde hep aynı süreci yaşadık ve hep aynı konuyu konuştuk. Türkiye ekonomisi ve elbette konumuz alüminyum olduğu için alüminyum özelinde gelinen nokta, beklentiler…
Dünya genelinde devam eden bir hareketlilik ve ilginç olan şey alüminyum metali üzerinde yoğunlaşan özellikle ülkemizi direk etkileyen, etkilemeye devam edecek olan etmenler. Pandemi ile başlayan ilginç süreç… İşlerin yavaşlaması gereken, hatta durması gereken bir süreç, ancak beklentilerin farklı yansıması ve piyasada oluşan anlaşılmaz dalgalanmalar. Birisi çıkar buna “Ben biliyordum, öngörüyordum, öngördüm” derse çok şaşırırım. Hiç yaşanmamış bir süreç zinciri. Pandemi başlıyor, herkes bir sağlık telaşında, fabrikalar kapanma noktasına geliyor, Avrupa’da müşteri değil muhatap bulamıyorsunuz, tırlar ülkelere sokulmuyor, gümrüklerde tonlarca mal bekliyor. 11.Mart 2020’de pandemi bakanlık ağzıyla açıklandı. Alüminyum LME 1460 dolar bandında. 30 Aralık 2020’de alüminyum LME 1922 dolar bandında ancak belirsiz bir pazar süreci devam ediyor. 2021’e gelindiğinde tırmanmaya devam eden bir yükseliş süreci oluştu LME fiyatlarında. Bu süreçte 2019’da 3 milyar dolar ihracat rakamı gerçekleşmiş haldedir Türk alüminyum sektörü. 2020 yılına gelindiğinde ise %4 lük bir gerileme ile karşı karşıya kalan bir ihracat rakamı görmekteyiz. 2021 yılı Ocak- Aralık döneminde ise bu rakamların 5,1 milyar dolara yükseldiği görülmektedir. Burada elbette çok önemli olan göstergelerden biri, birim değer yani fiyat göstergesidir. Ocak- Mayıs 2021 aralığında ihracat fiyatlarımız 3,59 dolar/kg iken 2022’nin aynı döneminde bu rakam 5,09 dolar/kg’a ulaşmıştır. Bu da miktar bazında %21,81, değer bazında %72,77 değer artışı demektir.
Yukarıda analizini yaptığımız bu süreç o kadar çok bilinmeyen içeriyor ki, şimdiye kadar hiç görülmüş değil. Önce durağan bir pandemi süreci, hemen arkasından hiç de normal olmayan bir talep artışı, sonrasında anlaşılmaz bir fiyat düşüşü ve kapasite duruşu. Neleri beraberinde getiriyor? Talep arttığı için anlaşılmaz artan bir kapasite süreci. Yapılan kontratların (hammadde tarafında) yerine getirilmemesi, yanlış yatırım kararları neticesinde âtıl veya devreye girmeyen tesisler. Bizi bu sürece taşıyan başka ne etkenler var? O kadar çok ki… Başta da söylediğim gibi 40 yıllık iş hayatımda bu kadar etkeni hiçbir arada görmemiştim. Amerika büyük oyuncu sanayinin her dalında; diğer bir büyük oyuncu Çin özellikle dünya alüminyum cirosunun yarısını elinde tutar, diğer taraftan Rusya yine Türk alüminyum sektörünün ana tedarik lokasyonu. Şimdi bu etken bir anda karıştı, fırtına var ancak ne taraftan estiği belli değil. Amerika Çin’e ambargo uyguladı, olumlu yansımalar oldu. Avrupalı üreticiler Amerika pazarına yönelince oradan doğan boşluk bir anda yine direk Amerika pazarı ile bize çok önemli bir talep getirdi. Ancak bu ambargo maalesef magnezyum ve titanyum tarafında Çin’in elinde olan pazar ile sektörü bir anda hammadde tarafında riske yönlendirdi. Kısmi olarak çözümler üretildi. Bu sefer de yine karşı atak olarak Çin’in navlun pazarına getirdiği daralma söz konusu oldu. Artan navlunlar Çin Avrupa ve Amerika arasında farklı fiyat uygulamalarına yol açtı. Bir şeklide yine uyum sağlamaya çalıştık, bir anda anormal şekilde artan enerji maliyetleri fiyatlama yapamaz hale getirdi sektörü. Buna da uyum sağladık. Hadi ihracata tam gaz yönelelim dedik. Türkiye ekonomisinin içerisinde bulunduğu belirsizlik, ihracat para birimleri üzerinde önemli baskılar oluşturarak buradaki gelirimizi sabitledi. Serbest piyasa diye tanımlanan pazarda serbest olan hiçbir şey kalmadı ne asgari ücret ne enerji fiyatı ne de kurlar…
Böyle bir süreçte kim öngörülen yatırımlar yapma şansına sahip? Bence hiç kimse! Zaten yapacak olsa da hangi finans maliyetleri ile çıkacak bu yola? Bir anda faizlerin önlenemez yükselişi, işte bir faktör daha sanayicinin boğazına geçirilen. Ülkeyi yatırımdan uzaklaştıran. Yatırım için, çalışmak için elimizde kalan ne peki? Halen bu sanayi sürecinde istihdam ve yatırım bekleyen kimler acaba? İşte bu aşamada gerçekten güçlü sektör olduğunu bir kez daha kanıtladı Türk alüminyum sektörü. Halen çalışmaya gayret eden, istihdam sağlayan ve ihracata destek veren, cari açığı negatif yönde direk ve endirekt ürünler ile etkileyen sektörümüz. 2023 Ocak ayı verileri maalesef %20,48 düşüşle (2022 yılı aynı dönemine göre) başladı yeni yıla. Oysaki 2021 yılına göre %25,24 artış ile 6,32 milyar dolara ulaşmıştık.
Yeşil Mutabakat, Sınırda Karbon Vergisi derken ne yapacağını tam bilemeden sektör bu süreçte bir de deprem felaketi ile sarsıldı. Kısmi olarak sektörümüzün temsilcisi sanayicilerimizin bulunduğu lokasyon elbette hem firmalarımızı hem firma mensubu vatandaşlarımızı hem de devletimizi derinden etkiledi. Bu vesile ile asrın felaketinde ahirete intikal edenlere Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.
Nihayet 2023 yılının geldiğimiz zaman diliminde yeni ve beklenen bir yaptırım ile daha karşı karşıya kaldık. ABD’nin Rus menşeli alüminyum ürünlere uyguladığı %200 vergi. Tabi bir taraftan bu bizi farklı tedarik lokasyonlarına sürüklerken söz konusu ürünlerden kaynaklı olumsuzluklar ile de savaşmak zorunda kalıyor sektör. Son dakika sayılacak yeni bir afet, sel felaketi yine onlarca kayıp. Maddi, manevi yıkımlar. Maalesef şahsım olarak hiç tasvip etmediğim ancak ülkemiz şartlarında yok sayamayacağımız seçim süreci elbette unutulmamalı.
Yazımın en başında da belirtiğim gibi 40 yıllık iş hayatımda bu kadar fazla hareket ve etkileşime neden olan faktörleri bir arada hiç görmedim. Tüm bu verilere rağmen hala ayakta duran ve ihracat yapmaya, üretmeye, istihdam sağlamaya, vergi vermeye, felakette devletinin yanında durmaya çalışan tüm sanayicilerimize bir Türk milleti mensubu olarak şükranlarımı sunuyorum. Çeşitli görevler vesilesi ile bu sektörün ve sanayicimizin yanında durmaya uzun yıllardır çalışan bir kardeşiniz olarak bu dönemde de her türlü imkânı kullanarak sektörümüze, ülkemize hizmet etmeye gayret ettik. Bu süreçte şahsıma, mensubu olduğum derneğimize ve yaptığımız organizasyonlara direk dolaylı destek veren herkese minnettarım.
İDEF’in Ardından…
- 13.12.2023
İDEF’in Ardından…
Bu sayımız hemen İDEF Fuarı’nın arkasından olunca biraz da savunma sanayiyi, orada oluşan izlenimlerimi sizler ile paylaşmak istedim. Şahsımı tanıyanlar bilirler, Türkiye de teknik olarak karşılığı olmayan stratejik alüminyum ile çalışmaya gayret eden, bu işle uzun yıllardır uğraşan bir kişiyim.
Gerçekten alaşım dışında kullandığım “Bizim kullanabildiğimiz alüminyum zaten bir alaşımdır, alüminyumu saf olarak bulmanız hiç olası bir durum değildir” tabiri, “ özel alaşımlar” olarak değerlendirdiğimiz 2xxx, 5xxx, 7xxx gibi çok bilinmeyen seriler benim alanıma girmektedir. Elbette ürün gamı bu olunca da burada hemen en önemli tüketim alanlarından olan savunma sanayi karşımıza çıkmaktadır. Özellikle SAHA İstanbul ile başlayan bu çalışma sürecinde birçok noktada bu alaşımlar ve nihai ürün süreçlerini takip ettik. Savunma, uzay, havacılık, otomotiv, raylı sistemler gibi günümüzün önde gelen sektörlerinin nerede ise olmaz ise olmazı olan bu metalin inanılmaz ürünleri oluşturduğunu öğrendim.
Uluslararası piyasalarda “çift kullanımlı malzeme“ olarak değerlendirilen ve zaman zaman tedarikinde kısıtlamalar olan bu alaşımlar ülkemiz savunma ve havacılık sektörünün en önemli girdisidir ve öyle olmaya devam edecektir. Hep konuşulan katma değer meselesi de aslında tam da bu noktada devreye girmektedir. Ülkemizde alüminyum sektöründe faaliyet gösteren firmaların %95’i bu ürünler ile çalışmamakta hatta bilmemektedir. Kalan %5 bilse de üretim kabiliyeti uygun olmadığından hammadde olarak tedarik edemediğinden çok çalışabilir değildir. Peki nasıl çalışıyor süreç bu durumda? Yurtdışı firmalar kendi standartları ile ürettikleri malzemeleri uygun gördükleri satıcılar üzerinden ve satış şartları ile iç piyasaya sokuyorlar. Elbette istediklerinde akışı kesmek ellerinde olarak. Bu durumda bizim yerli milli projelerimizin önemli bölümü malzeme tarafında ne yerlileşiyor ne de millileşiyor.
Gelelim IDEF 2023 Fuarı’na… Serüvene başladığımda özel alaşımlar kullanıp o tarafa ilgi duyunca ister istemez o malzemenin kullanıldığı alanda ilerledim. Bizde tam olarak böyle oldu, savunma, havacılık, uzay sanayinin tam da içine girdik. İlk olarak önümüze gelen çok önemli bazı silah mühimmat parçalarını üretmeye başladığımızda ülkemizin işin çok daha başında olduğunu gördük. MKEK gibi şirketlerin birçoğunu fiziki olarak görme şansım olmuştu bu nedenle kıyasta yapmam çok kolaydı. Bu sektör de muhakkak olmak lazım, ülkemizin savunma sistemini muhakkak güçlendirmek lazım diyerek başladık bu serüvene. Çıkış noktamız öncelikle ülke savunmamız ve bunun için ihtiyacımız olan silah, mühimmattı. Uzun yıllar, uzun yollar kat ettikten sonra kısmen üretmeye başladık. Savunma sanayi şirketlerimiz yoktu. Sümerbank harici askeri postal yapan fabrikamız yoktu. Kendi ülke savunma ihtiyaçlarımızı karşılamak adına farklı iş kollarındaki firmaları savunma sanayine yönlendirdik. İşler başarıldıkça savunma sanayi diye bir sektör çıktı ortaya. Daha iyi ekipmanlar elde edildi. Uluslararası sertifikasyonlar alındı, insan kaynağı yetişti ve bir süreç başladı.
Her ne kadar bir firma özelinde de olsa aslında savunma sanayi ülke ihtiyaçlarından çok daha fazlasını yapmaya başladı sınırları aştı. Bu kadar stratejik bir sektöre girebilmek orada ürün çıkarabilmek, sonra bunu dünyaya satabilmek ve kendi ihtiyacını gidermek için başlatılan çalışmalar ile 6 milyar dolarlara ulaşan bir savunma sanayi sektör ihracatı. Tebrik etmek lazım, alkışlamak lazım.
IDEF’te bir stant var. TUSAŞ standı üzerinde SİHA’lar helikopterler, uçaklar… Bizim için gerçekten özlemle beklenen süreç. Bir diğer stant Aselsan, dünyaya teknoloji satıyor. TEİ, Roketsan ve onlarca irili ufaklı sektör firması gurur tablosu. Benim için çok önemli ve hayatımda bir merhale diyebileceğim bir olay tam da gelinen noktanın ne olduğunu ve bizi ülke firmaları olarak neyin beklediğini yansıtıyor. Bir yabancı ülke heyeti benimle bakan yardımcısı düzeyinde temas kurdu. “Biz ülkemizde ……. malzemesini üretmek istiyoruz sizin bu konuda çalışan fabrikalarınız vesaire var. Bize de ne olur know-how verin, gelin kendiniz kurun” şeklinde bir talep geldi. Bu konu beni çok etkiledi. Artık benim ülkem tüketmiyor, üretiyor diyebilecek miyiz? Son derece önemli bir gelişme. Bu vesile ile Savunma Sanayi Bakan Yardımcımız Sayın Celal Sami TÜFEKÇİ’ye, MKEK Genel Müdürü Sayın İlhami KELEŞ’e, Savunma Sanayi Başkanımız Sayın Prof. Dr. Haluk GÖRGÜN’e, TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Rafet BOZDOĞAN’a, TUSAŞ Teknik Genel Müdür Yardımcısı Sayın Prof. Dr. Fahrettin Öztürk’e ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.
Özellikle belirteceğim SAHA EXPO’yu bu sene Atatürk Havalimanı içerisine taşımamız gerekliliğine gönülden destek veriyorum. İnen kalkan uçakların, SİHA’ların canlı canlı seyredildiği, yabancı delegasyonun direk iniş yapabileceği bir lokasyon savunma sanayi fuarı için dünyanın kaç yerinde var? Bu fırsatı çok iyi kullanmalıyız.
Yeşil Mutabakat, SKDM Ülkemiz Açısından Nasıl İşleyecek?
- 13.12.2023
Yeşil Mutabakat, SKDM Ülkemiz Açısından Nasıl İşleyecek?
Neredeyse her an artık iş hayatında bizimle olan bazı terimler ve süreçlere sahip olduk. SKDM (Sınırda Karbon Düzenlemesi Mevzuatı), İKF (İthalatta Karbon Fiyatlaması),
ETS (Emisyon Tespit Sistemi) EUETS (Avrupa Birliği Emisyon Tespit Sistemi) gömülü emisyon, ücretsiz tahsisat, Scope kapsam, raporlama, hesaplama, onaylama vb. süreçler… Son günlerde bizlere de en çok sorulan sorular… Anlaşılan o ki bu terminoloji bundan sonra bizlerle beraber ve uzun süre elimizin altında olacak.
Yeşil mutabakat, Karbon ayak izi olarak ülkemizde güncel sanayinin konusu olan süreç aslında ülkemizin de 24 Mayıs 2004 yılında katıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ile uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adımdır. Bu kapsamda, 2015 yılında Paris’te düzenlenen BMİDÇS 21. Taraflar Konferansı’nda Paris Anlaşması kabul edilmiştir. Ülkemiz, Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış olup 6 Ekim 2021 tarihinde onayladığımız Anlaşma 10 Kasım 2021 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu süreçte ülkemizin 2053 karbon-nötr hedefi açıklanmıştır.
Süreç aslında 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, 16 Temmuz 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olup, Genelge’nin 6’ncı maddesinde ihtisas çalışma grupları kurulması hükme bağlanmış ve öncelikli sektörler içerisinde olan sektörümüz de bu aşamada bakanlığımız nezdinde kurulan çalışma grubu ile çalışmalarına başlamıştır.
Temel olarak,
Kapsam-1 Doğrudan emisyonlar: Ürünün üretim surecilerinden kaynaklanan karbon salımı (üretim surecinde tüketilen ısıtma ve soğutmanın üretiminden kaynaklı olan emisyonlar da dahil)
Kapsam-2 Dolaylı emisyonlar: Üretimde kullanılan elektrik enerjisinin üretimi aşamasında salınan emisyonlar.
Kapsam-3 Girdi kaynaklı dolaylı emisyonlar: Urunun üretiminde girdi olarak kullanılan ve yine SKDM ürün listesinde yer alan girdi/ara malların üretimi aşamasında salınan emisyonlar.
(Tedarikçilerden temin edilerek hesaplamaya dahil edilecektir.)

Üç kapsamda değerlendirilecek olan süreç, Hesaplama, Raporlama ve Doğrulama olmak üzere üç aşamadan ibaret olacaktır. Burada raporlama ve hesaplama yapan kuruluş ile doğrulama yapan kuruluş birbirinden bağımsız olacaktır.
Gömülü emisyonların hesaplanması,
- Geçiş döneminde uygulanacak taslağa ait yönetmelik belli olup bu süreçte iş
- Gömülü emisyonların izlenmesi ve raporlamaya esas teşkil edecek verinin toplanması: Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanacak rehber doküman ve şablonlardan yararlanılabilecektir.
- Hesaplanan emisyon verilerinin raporlamadan sorumlu olan AB’deki ithalatçı ile paylaşılması: Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanacak şablonlardan yararlanılabilecektir
- Ürünlere ilişkin bilgi: Miktar/ 8’li GTİP kodu bazında ürün türü /Menşe Ülke
- Tesise ilişkin bilgi: Firma adı / Adres / Konum / Coğrafi koordinatlar
Üretim surecine ilişkin bilgi: Üretim hatları / Parametreleri
Emisyon verisi: Spesifik doğrudan ve dolaylı emisyonlar
- Karbon ücretleri: üretimin gerçekleştiği ülkede geçerli karbon ücretleri (Girdiler dahil) hesaplanacaktır.
- Bununla beraber birtakım esnekliklerde söz konusudur.
31 Aralık 2024’e kadar:
- Mevcut İRD sistemleri kapsamındaki yöntemlerin kullanımı veya
- Bir karbon fiyatlandırma sistemi kapsamındaki, (b) tesiste mevcut emisyon izleme sistemi kapsamındaki veya (c) zorunlu izleme sistemleri kapsamındaki yöntemlerin kullanımı
- 31 Temmuz 2024’e kadar: Raporlama yükümlüsünün referans göstereceği diğer bir yöntem Varsayılan değer kullanımı
Gömülü emisyonların hesaplanması,
- İstisna: Komisyon tarafından yayımlanacak varsayılan değerlerin kullanımı
Karmaşık ürünler söz konusu olduğunda, ürüne gömülü toplam emisyonların %20’sini asmadığı sürece girdi ve alt üretim süreçleri kaynaklı emisyonlar
- Elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar (üretimin gerçekleştiği ülke elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu)
- Tesis içinde elektriğini kendisi üreten üreticiler veya Elektrik Tedarik Sözleşmesi çerçevesinde kullandığı elektriği doğrudan bir enerji şirketinden temin eden üreticiler gerçek emisyon değerlerini kullanabilecektir.
- Varsayılan değerler, Komisyon tarafından, uygulama yönetmeliğinin resmen yayımlanmasının ardından rehber dokümanlarla birlikte paylaşılacaktır.
Gömülü doğrudan emisyonların hesaplanması,
- SKDM kapsamında ürün ithal eden ithalatçı; urunun üretildiği tesisteki üretim surecinden kaynaklanan gömülü emisyonların yanı sıra, gerektiği hallerde, üretim surecinde tüketilen ara girdilerin üretimi esnasında oluşan gömülü emisyonları da raporlayacaktır.
- Örneğin alüminyum boru ithalatında hem ürünün kendi üretim surecinden kaynaklanan hem de girdi materyali olan ve SKDM kapsamında yer alan örneğin islenmemiş alüminyumun üretim surecinden kaynaklanan gömülü emisyonlar

Doğrulama,
Geçiş dönemi sürecinde emisyon verilerinin doğrulanması gerekmiyor. 2026 yılı itibarıyla başlayacak uygulama döneminde emisyon değerlerinin akredite bir kuruluş tarafından doğrulanması mecburiyeti oluşuyor. Bu süreç ayrı bir yönetmelik ile düzenlenecek. Verinin güvenilirliği, hangi yöntemler ile elde edileceği, verinin hangi detaylara sahip olacağı, nasıl doğrulanacağı gibi ana ilkeler ortaya koyulacaktır. Burada önemli bir detay doğrulayıcı kuruluşların dünyanın herhangi bir yerinde konuşlanmış olması bir sorun teşkil etmemekle birlikte sadece yetkili AB içerisindeki kuruluşların onayları gerekecektir.
Bu çalışmaların,
- AB’de yerleştik ithalatçının kendisi veya dolaylı gümrük temsilcisi
- İthalatçı AB’de yerleşik değilse dolaylı gümrük temsilcisi tarafından yapılabileceği öngörülmektedir.
Alüminyum Sektörü ve “Karbon Ayak İzi Sistemi”
- 13.12.2023
Alüminyum Sektörü ve “Karbon Ayak İzi Sistemi”
Piyasaları etkileyen direk ve dolaylı etkenler vardır. Bir malın sadece hammadde ve diğer üretim girdileri fiyatını tam belirleyen etkenler gibi görülse de aslında yan unsurlar da bir o kadar önemlidir.
Son yıllarda konuşulan ve bugün artık bize maliyet yüzünü göstermeye ramak kalmış “Karbon ayak izi sistemi“, sektörümüz için bunlardan en önemlisi diyebiliriz. Dünya çerçevesinden baktığımızda sektörümüzün nasıl göründüğünü bilmemiz lazım. Büyük bir kısım bize doğa katliamcısı olarak bakıyor.
Düşüncesini yansıtan bir grup; alüminyum üretimi için kullanılan bir elektrolizör, 60 hektarlık ormanı emdiği kadar karbondioksit üretir. Elektrolizörün alanı, karbondioksiti emen ormandan 8 bin kat daha küçüktür(!). Sıradan bir alüminyum fabrikasında yüzlerce elektrolizör var, dünyada binlerce alüminyum tesisi var. Elektroliz işlemindeki elektrik tüketimi çok büyüktür ve elde edilen alüminyumun maliyetinin yaklaşık% 30’una karşılık gelir.Bir başka deklarasyonda “Alüminyum endüstrisi, gezegendeki tüm karbondioksit ve karbon monoksitin yaklaşık %2’sini üretmektedir. Bu, insanlık tarafından üretilen toplam karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %14’üdür. Bu, çelik ve çimento üretiminden kaynaklanan emisyonlarla karşılaştırılabilir en büyük karbondioksit emisyonu kaynağıdır.” “Endüstriyel elektrolizörler, doğrudan cehennemden gezegenimizi sera gazlarıyla zehirleyen devasa bir borudur. Bir buçuk yüzyıl boyunca, atmosferdeki oksijen içeriği %23,5’ten %21’e düşmüştür. Boğulmazsak, gezegenin aşırı ısınması, eriyen buzullar ve okyanustaki yükselen su seviyeleri, kuraklık, yangınlar ve kıtlık nedeniyle öleceğiz” şeklinde düşünce ve analizler ortalıkta son zamanlarda sıkça rastlanır yazılı sözlü dokümanlardır.
celalettin kirboz 84a
Tüm bunlar gösteriyor ki, sektörümüzün içerisinde bulunduğu süreç giderek daralan zaman diliminde bizlere önemli yaptırımlar getirecektir. Bu yaptırımlara karşılık ülkemizin ve dünyanın aldığı aksiyonlardan da bahsetmek isterim. Her ne kadar birincil üretimde “külçe“ büyük payımız olmasa da ikincil üretim metotlarında, yani külçe sonrası şekillendirmeler olan, yassı, profil, döküm vb. proseslerde ülkemiz önemli dünya üreticilerindendir. Aşağıda verdiğimiz tablo kapsam 1’den kastımız da birincil üretim sürecini tarif etmektedir.
Toplam öngörülen talep miktarı yukarıdaki grafikte de gösterildiği üzere bu süreçte 4 milyon ton/yıl olarak değerlendirilmiştir. Alüminyum, demirden (çelik ve dökme demir) sonra üretilen miktar (ağırlık) bakımından dünyadaki ikinci metaldir. Demir üretiminden bir ton alüminyum üretmek için 7-13 kat daha fazla elektrik gereklidir, demir üretme teknolojisine bağlı olarak karbondioksit 2-11 kat daha fazla üretilir. Küresel ölçekte CO2 ve CO emisyonları gezegen hacminin %3’ünü oluşturuyor! Alüminyum endüstrisi dünya elektrik üretiminin %4’ünü tüketmektedir.
Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de konu ile ilgili birçok çalışma yapılmaktadır. Özellikle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ilgili kademeleri, TÜBİTAK konu ile ilgili detaylı çalışmalar ve analizler yapmıştır. Tarafımın da sektör moderatörü olarak bulunduğu bu çalışmalarda konu tüm detayları ile ele alınmıştır. Diğer dünya ülkelerinde ele alındığı şekilde;
Alüminyum geri dönüşümü, kapalı geri dönüşüm teknolojileri ile yapılmalıdır.
Üretim için elektrik üretmenin karbon ayak izinin azaltılması, özellikle üretimin fosil yakıtlardan elektrik üretiminin arındırılması, üretimin uygun fiyatlı yenilenebilir enerji kaynaklarına kaydırılması,
Tam döngü üretim de dahil olmak üzere lojistik maliyetlerinin azaltılması,
Üretimin optimizasyonu, elektrolitte inert anot ve kimyasal katkı maddelerinin kullanımı ve daha birçok teknik çözüm,
Karbon ayak izinin yasal olarak düzenlenmesi, kotaların ticareti.
celalettin kirboz 84b
Elektrik Dekarbonizasyonu: Alüminyum sektörünün 1,1 milyar ton CO2 emisyonunun (2018) %60’dan fazlası, eritme işlemi sırasında tüketilen elektrik kullanımından kaynaklanmaktadır. Karbondan arındırılmış enerji üretimi ve karbon yakalama kullanımı ve depolamasının (CCUS) konuşlandırılması, emisyonları 2050 yılına kadar sıfıra yakın bir seviyeye indirmek için en önemli fırsatı sunuyor.
Doğrudan Emisyonlar: Yakıt yanmasından kaynaklanan emisyonlar, endüstrinin emisyonlarının %15’ini oluşturur. Burada, elektrifikasyon, yakıtın yeşil hidrojene geçişi ve CCUS en güvenilir yollar olarak sunuluyor. Proses emisyonları %15’lik bir oran daha oluşturur ve inert anotlar gibi yeni teknolojiler gerektirir.
Geri Dönüşüm ve Kaynak Verimliliği: İkincil alüminyum kullanımının artırılması ve diğer kaynak verimliliği ilerlemeleri, birincil alüminyum ihtiyacını %20 oranında azaltacak ve bu da sektörün emisyonlarını 300 milyon ton CO daha azaltacaktır.
Netice olarak önümüzde üç yol durmaktadır. Mevcutta ürettiğimiz elektrik proseslerini fosil yakıttan kurtarmak, üretim sırasında doğru sistemler ile karbon yakalamak, geri dönüşüm metalini daha fazla üretime sokmak.
Alüminyum üreticileri tarafından kullanılan elektrik güç kaynağının karbondan arındırılması için acil ihtiyaç vardır. Alüminyuma olan küresel talep önümüzdeki 30 yıl içinde arttıkça, öncelikle Çin ve Güneydoğu Asya tarafından karşılanacağı tahmin edilmektedir. Alüminyum üreticileri tarafından kullanılan elektrik güç kaynağının yenilenebilir enerji kaynakları ve karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) yoluyla karbondan arındırılması için acil bir ihtiyaç vardır. Çin’in 2060 yılına kadar karbon nötrlüğüne ulaşma taahhüdü ile, umut verici olarak görünüyor.
Karbon ayak izi, sadece bireyler için değil, aynı zamanda kuruluşlar ve şirketler için de önemlidir. Kurumsal karbon ayak izi, bir kuruluşun faaliyetleri nedeniyle oluşan sera gazı emisyonlarının toplamını ifade eder. Bu emisyonlar, enerji tüketimi, taşımacılık faaliyetleri, üretim süreçleri ve ürünlerin dağıtımı gibi birçok farklı kaynaktan kaynaklanabilir. Kurumsal karbon ayak izi ölçümü, bir kuruluşun sera gazı emisyonlarını azaltması için bir yol sağlar.
Kurumsal karbon ayak izi genellikle 3 ana başlık altında değerlendirilir:
1. Doğrudan Karbon Ayak İzi: Doğrudan karbon ayak izi, bir organizasyonun doğrudan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan sera gazı emisyonlarını ifade eder. Örneğin, fabrika bacalarından salınan karbondioksit.
2. Dolaylı Karbon Ayak İzi: Dolaylı karbon ayak izi, bir organizasyonun faaliyetleri sonucunda oluşan, ancak doğrudan kontrol edemediği sera gazı emisyonlarını ifade eder. Örneğin, bir organizasyonun tedarik zinciri boyunca taşımacılık işlemleri sonucunda ortaya çıkan emisyonlar.
3. Ürün Karbon Ayak İzi: Ürün karbon ayak izi, bir ürünün üretim, dağıtım ve kullanım sürecinde oluşan sera gazı emisyonlarını ifade eder. Bu çeşit ayak izi, ürünlerin çevreye etkisini hesaplamak için kullanılır.
Hesaplama Yöntemleri
Karbon ayak izi hesaplama yöntemleri, genellikle kişinin veya kuruluşun emisyon kaynaklarına bağlıdır. Ancak, genel olarak üç hesaplama yöntemi vardır:
1. Temel hesaplama yöntemi: Bu yöntem, kişinin veya kuruluşun enerji tüketimine dayanır. Enerji tüketimi, sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağıdır.
2. Gelişmiş hesaplama yöntemi: Bu yöntem, temel hesaplama yöntemine ek olarak, ürünlerin tedarik zinciri boyunca yayılan emisyonları da hesaba katar.
3. Toplam hesaplama yöntemi: Bu yöntem, temel ve gelişmiş hesaplama yöntemlerine ek olarak, kişinin veya kuruluşun faaliyetlerinin tüm yönlerini (enerji tüketimi, ürünlerin tedarik zinciri boyunca yayılan emisyonlar, vb.) hesaba katar.
Konu önemli ve gündemimizde olacak olmaya devam edecektir. Bu konuda gelişmeleri derneğimiz web sayfasından da iletmeye devam edeceğiz.
celalettin kirboz